İstanbul’da bir Karadeniz esintisi: Garipçe

Ramazan Bayramı’nın ikinci günü eşimle beraber bayram ziyaretlerimizi bitirerek Sarıyer ilçesine bağlı olan Garipçe Köyü’ne doğru yola çıktık.  Garipçe’ye yaklaştıkça sanki İstanbul dışına çıkmışsınız hissine kapılabiliyorsunuz. Yolda giderken beton binaları görmek yerine sağı ve solu ağaçlık yollarda gidiyorsunuz. Bir süre tepeye çıkıp daha sonra tekrar deniz seviyesine inerek en sonunda Garipçe’ye ulaşıyorsunuz. Garipçe haritadan da görebileceğiniz gibi ufak bir yer.

Fakat daha küçük yaşlarımda ailemle geldiğim Garipçe’den biraz farklı bir Garipçe’ye denk geldim. Anladığım kadarıyla 3. köprümüz olan Yavuz Sultan Selim Köprümüzün bir ayağının Garipçe’de olması burayı insanlara duyurmuş ve popülerleştirip turistik bir mekan haline getirmiş.

Ne yazık ki Garipçe Köyüne girdiğiniz ilk dakika turistik mekanlaşmasının izlerini görüyorsunuz. Zaten çok fazla araba yolu olmayan Garipçe içerisinde arabanızı park edebilme ihtimalinizin olduğu her noktayı ücretli otopark haline getirmişler. Bu sebeple arabanızı park etmek için mecburen bu otoparkları kullanıyorsunuz. Tabi Garipçe Kalesinin bulunduğu alanı otopark haline getirememişler gibi gözüküyordu. Oraya arabanızı park edebilirsiniz tabi taşlık ve yolu biraz bozuk.

Garipçe’de neler yapabilirsiniz? Garipçe Kalesini gezebilir, plaj kısmında denize girebilirsiniz. Bunun haricinde meydanına kurulmuş yöresel ürün tezgahlarından el yapımı ürünlerden satın alabilirsiniz ve sahil şeridinde adım başı bulunan balık restoranlarında Karadeniz kokusu eşliğinde balık yiyebilirsiniz.

Biz sahil kenarında oturmak istediğimiz için sahil şeridinde boş masası olan Garipçe Reis Balık Lokantasına gittik. Diğer yerlerde durum nasıldır bilmiyorum fakat buradan pek memnun kalmadık açıkçası. Lokanta üzerinde memnun olduğum tek şey kalamarın tadıydı. Marinesi, kaplaması, kızartılması ve sosu gayet yerinde ve hafifti. Balık olarak levrek seçtik. Boğazdan taze olarak tuttuklarını deseler de ortalama klasik bir lezzetteydi.

Olumsuzluk düşüncelerim ise en başta bir menülerinin olmaması… Garson size her ne kadar saysa da o anda aklınızda kesin olarak yemeyi düşündüğünüz bir balık yoksa ne yiyeceğinize karar vermeniz uzun sürebilir. Hatta garson size tüm menüyü saymadığından dolayı istediğinizi bulamayabilirsiniz de. Ben kalamar var mı diye sormasaydım garson bize onu söylememiş olacaktı. Ve ilk başta size fiyatı yüksek olanları sayıyor.

İkinci olumsuzluk ise kesinlikle fiyatlandırma sistemleri. Hesap istediğinizde size üzerinde fiyat yazılı boş bir kağıt veriyorlar. Arka tarafını çevirince sipariş kalemini görüyorsunuz. Orada en altta karşısında hiçbir şey yazmadan fiyat yerine yazılmış bir 10 tl var. Bunun ne olduğunu sorduğumuzda %10 servis bedeli olduğunu söylediler. Yalnız burada dikkatinizi çekmek isterim %10 deniyor olmasına rağmen 100 tl’lik bir hesabınız olmasa da sizden 10 tl servis ücreti alıyorlar. Savunma olarak ise diğer restoranların ekmek,su gibi ekstralarında ödemelerini aldıklarını onların ise bunu ücretsiz olarak verdikleri oldu. Biz su almamıştık. Bir dilim ekmek yemiştik. Servis ücreti yerine bir dilim ekmeğin ücretini almaları sanki daha mantıklı 🙂 Garipçe’ye giderseniz size önereceğim bir balıkçı yok ama kesinlikle önermeyeceğim yer Reis Balık.

Balıkçıdan çıktıktan sonra Garipçe Kalesine doğru çıktık. Garipçe Kalesi gezilecek pek kalıntısı kalmamış olsa da orayı insanlar vakit geçirebilecekleri bir yer olarak kullanıyorlar. Gözleme ve çay satan ufak bir tezgahta bulunuyor. Kalenin tepesinden tüm Garipçe’yi ve Yavuz Sultan Selim Köprüsünü rahatlıkla görebilmeniz mümkün. Buraya çıkmışken birkaç fotoğraf çekebilirsiniz.

Kaleden tekrar aşağı indikten sonra meydandaki yöresel ürün satılan tezgahları dolaştık biraz. Nar ekşisi, Alıç sirkesi, Alıç reçeli, Beyaz dut reçeli, Portakal reçeli, Limon reçeli, Damla sakızı, Kahvaltılık soslar, Süt reçeli, Dereotlu mısır ekmeği, Trabzon kurabiyesi gibi pek çok el yapımı ürünler var. Ben sadece ufak boy nar ekşisi aldım. Tezgahları da gezdikten sonra Garipçe serüvenimiz burada noktalanmış oldu. Arabamıza binip tekrar İstanbul’un içine döndük.

Velhasıl Garipçe güzel yer. İstanbul’da olmanıza rağmen Karadeniz’in o kokusunu alabildiğiniz, İstanbul’da sakinliği, oksijeni bulup dinlenebileceğiniz ve alkolsüz balık restoranı arayışları içinde olanlar için balık yiyebilecekleri bir yer. Ama keşke daha çok kıymet bilsek. Çevremizi temiz tutarak bu güzel yere teşekkürümüzü bu şekilde gösterebilsek…

 

 

 

 

(Visited 254 times, 1 visits today)

5 Yorum Yapıldı

Yorum Paylaş

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*